Pek çok aile, çocuklarının ilk okul gününü kabus olarak hatırlar. Aileden ilk kez ayrılan çocuk, okulu yabancı bir mekan olarak algılar ve uyum sorunu çeker. Bazı aileler için bu durum bir kabusa dönüşür ve çocuğun okula adapte olması bir günle sınırlı kalmayıp çok daha uzun zaman dilimlerine yayılır. Bu tablonun arkasındaki neden, ayrılma kaygısıdır.

Ayrılma kaygısının veya duruma bağlı olarak okul kaygısının tarihi aslına bakılırsa; insanlık tarihinin başlangıcına, insan yavrusunun ilk sosyalleşmeye başladığı zamana kadar dayandırılabilir. Ancak tarihler arasında kıyaslanma yapıldığında, çocukların günümüzde daha fazla kaygı duyduklarını tahmin etmek çok da zor olmayacaktır. Bunun nedeni olarak; değişen yaşam sisteminden çocuk yetiştirme anlayışına, ekonomik sistemlerden kültürel değişimlere ve farklılıklara kadar birçok şey sıralanabilir. Ancak bu makalede ben, ayrılma kaygısının temelleri ve nasıl üstesinden gelinebileceğine dair bilgiler aktaracağım.

Gelişim psikolojisinin en başında anne ve çocuk arasındaki bağ yer alır. Bu durum, elbette doğuran ve doğurulan açısından çok normaldir. İlk sevgi (sevi) nesnesi olarak annenin çocuğuyla girdiği iletişiminin derecesi, sıklığı, niteliği vb. çocuk ile annenin arasındaki bağın değerlerini belirler. İlk somut yani nesnesel bağ olarak oluşan göbek kordonu, anne ve çocuk arasındaki bağımlılığı teşkil eder. Nitekim bu nesnenin kesilmesi çocuğun ilk anneden bağımsızlığının bir temsilidir. Yani çocuk özerk bir varlık olmanın ilk adımını atmaktadır.

Gelişim psikolojisinin en başında gelen konularından biri olan anne-çocuk ilişkisinde annenin yeri, çocuğun hayatındaki diğer ilgi gösterenlere göre çok daha yüksektir. Hatta İngiltere’de tarafımdan yürütülen bir araştırmanın sonucuna göre; çocukluk çağında kabul edilen çocuğun anneye yakınlığı yetişkinlik döneminde anne tercihi olarak kendisini göstermektedir. Yani Anadolu kültüründe yaygınca kullanılan ‘Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?’ –ki bu anneanne ve babaanne için de kullanılan bir sorudur- soru cümlesi bilimsel yollarla sınandığında sonuç her zaman ‘Anne’ çıkmaktadır (araştırma konusu çocuğun anne ve baba tercihi olarak belirlenmiştir). Durum böyle olunca da çocuğun tek kelimeyle anneden, daha geniş kapsamda ilk ve her zamanki sevi nesnesinden ayrı kalması birtakım kaygı belirtilerini pekâlâ doğurmaktadır.

Ayrılma kaygısı bir felaket midir?
Ayrılma kaygısı kavramının isminden de anlaşılacağı gibi bir kişinin bulunduğu mekândan veya kişiden ayrılması durumunda yaşadığı psişik bir dinamiktir. Aslına bakıldığında durum sadece psişik bir itkeden çok bilişsel (düşünsel) ve nihayetinde fiziksel (Bedensel tepkiler: ağlama, ağrı, alta kaçırma, bağırma, vurma vb.) belirtiler olarak kendini göstermektedir. Bu durum endişelenilmeyecek kadar normal bir durumdur. Basit bir mantık çerçevesinden baktığımızda, çocuk okula geldiği zaman göreceği duvarlar ne evinizin salonundaki duvarlara benzemektedir ne de çocuğun yatak odasının duvarlarına.

Devam edersek, evde aşina olduğu disiplin ve sevi nesnelerinin (anne, baba vb.) farklılığı, mekândaki uyaran sayısı, ev nüfusuyla okul nüfusunun tamamen ayrı olması gibi birçok durumlar kaygının ya da diğer bir deyişle stresin artmasına neden olacaktır. Nihayetinde kendinizi çocuğunuzun yerine koyduğunuzda mekânsal değişim ve sevdiğiniz bir kişiden ayrı kalacağınızın düşüncesi sizde de kaygı yaratacaktır.

Ayrılmanın kaygısıyla ayrılma kaygısı farkı
Öte yandan bu duruma dair altını çizmek istediğim önemli bir nokta var: Ayrılmanın kaygısıyla ayrılma kaygısının birbirinden ayrı tutulması gerekir. Bu karmaşık cümleyi şöyle açıklayabiliriz: Ayrılma kaygısının şiddeti yüksek ve süreci uzundur. İkisinde de aynı belirtiler görünmesine rağmen, ayrılma kaygısı olan çocuk herhangi bir yerde herhangi bir sebeple anneden ayrıldığı zaman sorun yaşar. Böyle bir durumda ailelerin panik yapmaması ve akılcı yollara başvurması gerekmektedir. Örneğin, sistematik duyarsızlaştırma ve maruz bırakma yöntemleri gibi teknikler kullanılarak, çocuk aşamalı olarak negatif algıladığı uyarana sistematik ve kontrollü bir şekilde maruz bırakılır. Fakat önemle belirtilmesi gerekir ki burada anne ve baba hatta duruma bağlı diğer çözüm ortakları çok hassas ve akılcı yaklaşmak, ortak bir dille konuşmak ve hareket etmek zorundadırlar.

Özet olarak; ayrılma kaygısını doğuran etmenlerden biri olan anne ile çocuğun ilişkisinin baştan sona değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü çocuğun anneye olan ve bağımlılık gibi görünen bağı aslında annenin çocuğa olan bağımlılığı olabilmektedir. Böyle bir durumda annenin tek başına ele alınması daha akılcı ve faydacı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, rastgele yapılan yaklaşımlar çocuğun okula veya adapte olmasının istendiği mekâna karşı olumsuz düşünce ve yaklaşımlarının oluşmasına sebep olabilir. Bu yüzden öncelikle kendinizi çocuğunuzun yerine koyun ve gerekirse bir uzmandan yardım isteyin.

Alkım Seven
Nöropsikolog

Bu içeriğe yorum yapın.